Ateşe Bıraktım

Sıkıldım. Yoruldum biraz. Ağırım bugün.

Sabahki oturumda da pek canlı hissetmedim.
Ayaklarımı açıp uzanmak istiyordum.
Sırt bölgem, özellikle alt kısmı ağrıyordu.

Tarif kovalamaktan ve ne yapacağımı düşünmekten,
ona göre alışveriş yapmaktan biraz yoruldum sanki.
Köpek gibi kemik peşinde koşuyorum.
Pişirdiğim şeyleri bitirmek için uğraşıyorum bu sefer.

Günlükleri yazmak istemiyorum.
Oturumlarımı not almıyorum artık o kadar sık ve istekli bir şekilde.
Normalleşti, olağanlaştı belki, bilmiyorum.

Düşünsel fikirleri de kurcalamak istemiyorum artık.
Aklıma ufak tefek şeyler geliyor.
Ne anlamı var?

Dilsiz mi olsam, sağır mı?

Duyduklarım bana iyi gelmiyor, söyleyeceklerimin bir anlamı yok.

“Kör göze körsün” diyorsun, kim diyor — ben mi?
Umutsuz ve çaresizim bugün.


İstemez miydim sizinle aile olmayı?
Artık sizin gibi yemiyor, içmiyor, konuşmuyor, oturmuyor, uyumuyorum.

Nehirin farklı kıyılarındayız artık.
Birbirimize ulaşamayacağız bu şekilde.

“Anneni özlemedin mi?”
“Hani diyordun insanın tek bir annesi olur” diyor.

Üzülüyor muyum? Yıkılıyor muyum? Evet.
Ama eskisi gibi değil; eski sebeplerden değil.
Annemin — ne kadar çaresiz, cahil.
Cahil kelimesini aşağılamak için kullanmıyorum.
Siyaha siyah demek gibi.
Kaybolana kayıp demek gibi.
Köre kör demek gibi.
Cahile de cahil diyebilirim:
ne yapacağını bilmemek,
ne olduğunu bilmemek,
çektiğin acının ne olduğunu bilmemek,
niye olduğunu bilmemek.
Bildiğini sanmak ama bilmemek.

Annemi özledim,
ama özlediğim anne değilsin sen.
Ben de senin oğlum dediğin oğlun değilim.
İçindeki bütün acıları,
tutanamayanları dökeceğin bir lağım da değilim.
Seni kurtarabilecek bir pozisyonda da değilim.

“Uyuyana uyuyorsun” diyemezsin diyorlar —
ne kadar güzel, ne kadar basit.
Bu insanlara bakıyorum:
bir beden görüyorum.
Ancak kendilerini taşımıyorlar.
Ne taşıyorlar?

Üzülüyorum.
Sinirleniyorum.
Onları öldürmek istiyorum.
Onları yaşatmak istiyorum.
Nefes almasınlar istiyorum.
Nefes alsınlar istiyorum.
Onları öldürmek istiyorum,
ilk defa nefes alsınlar istiyorum.
Ölmeden önce bir kere,
bir kere kendileri olarak nefes alsınlar istiyorum.

Nasıl yapacağımı bilmiyorum.
Çaresizim.
Elim, kollarım, ayaklarım, dilim bağlı.
Hiçbir şey yapamıyorum.

Kör oldukları için onlara hâlâ sinirliyim;
bu şekilde onlara yardımcı olamam.

Neden sinirliyim?
Kendilerini ve beni terk ettikleri için.
Beni kendimi terk etmeye zorladıkları,
zorlayabilecekleri için.
Boğuldukları ipe takılmak istemiyorum.
Onları zehirleyen sudan içmek istemiyorum.

Üzülüyorum.
Çok üzülüyorum.
Kendimi bazen Noah gibi düşünüyorum;
onları geride bırakmam gerekiyormuş gibi.
Onları kurtarmak elimde değil,
ancak bunu kabullenmekte zorlanıyorum.
Onların kendi yapması gereken bir şeymiş gibi ama yapmıyorlar —
neden yapmıyorlar?
Bu sefer de sinirleniyorum.

Suçluluk hissetmiyorum bence artık.
En azından eskisi kadar olmadığına eminim.
Onlarsız özgürlüğü ne yapayım ben.
Onlarsız özgürlüğün ne olduğunu biliyor muyum?

Şu anda onları tümüyle,
hepsini engellemek istiyorum,
hepsini engellemeyi düşünüyorum.

Ne kadar azalmış olsa da farklılaşan davranışlarımın ardında hâlâ onları kurtarma, aydınlatma, farkındalıklarını artırma gibi düşünceler var. Bu da aslında kendimi korumak, kendi özgürlüğüm için.


I am going to block them all.

I am taking myself from you, and you from myself.
I am no good to you, you are no good to me.
Neither of us can save each other from each other.
I am not angry, I am not even upset.
I am just walking a path set before me.
What choice do I have?
What choice do you have?
I don’t feel sad either, not devastating sad.
I am not punishing anyone.
I am opening a door by closing one.
I don’t even know what are on either side of the door.
Does it matter? Isn’t that walking?
Goodbye. I sincerely hope we see each on the other side.

I did it. One by one. I blocked them.

Ateşe bıraktım onları.
Tek başlarına.
Ateşin içine attım.
Oysaki bu gün zeytinyağlı fasulye yapacaktım,
ilk defa.
Yeni tarifler deneyecektim.
Bu mu olacaktı ateş?
Bu mu olacaktı yeni yemek?
Bunu mu yiyecektim bugün?

Are you still living?
Are you still living?
This is not about living.
This is dying itself.
Dying is the living.
Not like time passes and you die.
But you die, literally die.
Not breath by breath but piece by piece.

I finally run from home.
I am free.
I am alone.
Really alone.
Not foolingly alone.
But alone.
By myself.
Not invisible in a crowd.
Invisible from the crowd.

I am not trying to be part of their family,
and I don’t have to try another to make them my family.

I am a boy,
and I am girl,
I am a child.
I am a man,
I am a woman,
I am grown up.
I am a father.
I am a mother.
I am a brother.
I am a sister.
I am a family.
I am alone.

You died. Long ago. I buried you, just now.

Demleme çay yapayım dedim kendime. Etrafı temizlemeye başladım. Toz alıyorum.